eFENDy.NET / { gevezeliğimin işe yaradığı tek yer! }

24 Aralık 2006

Karma Police

Karma police, arrest this man, he talks in maths
He buzzes like a fridge, he's like a detuned radio
Karma police, arrest this girl, her hitler hairdo, is making me feel ill
And we have crashed her party
This is what you get, this is what you get
This is what you get, when you mess with us

Karma police, I have given all I can, its not enough
I have given all I can, but were still on the payroll
This is what you get, this is what you get
This is what you get, when you mess with us
And for a minute there, I lost myself, I lost myselfff
And for a minute there, I lost myself, I lost myselffff

For a minute there, I lost myselffff, I lost myselfff

dım dım dımmm

(Radiohead)

{ sms | s.s.s | © }

23 Aralık 2006

Ara Sira Nostalji



bence yoruma gerek yok :)
(Fethiye
@ milyona 6 sıfır eklemişken - geçmiş bi' zaman)

{ sms | s.s.s | © }

15 Aralık 2006

Nerdesin be Robinson abi?

Hayatımı çok fazla kitap okumadığım gerçeği ile sürdürüyorum, söylerkende çok utanıyorum. Oysa küçükken, ufacıkken “jr.umut” böyle miydi. Hey gidi günler hey...

Küçükken zevk alarak okuduğum kitap sayısı azdı. Bunlardan en önemli, aralarından sıyrılan eser ise robinson crusoe & cuma’dır. Epey yıllar geçtiği tam hatırlamamakla beraber lemanyaktaki cumalı versionu ile karıştırıyor olabilirim “abijim”. (Unutamadığım diğer eser de Cin Aliydi zaten, ona değinmiyorum bile.)



Bunları okuyup okuyup az mı hayal kurmadım anasını satıyım? Bence bilinç altımıza yerleşen “ıssız adaya düşsen alacağın 3 şey, söyle çabuk çok düşünme” tarzı sorular da bu hikayelerden gelmekteydi. Hala da düşünürüm, ne alsam acaba?

Amann neyse;
ıssız bir adaya düşeyim yeter ki, başka hiçbir şey istemiyorum.

{ sms | s.s.s | © }

09 Aralık 2006

Sey Varya Sey

Şeye çok gülüyorum ben ya. Şeye işte, hani biri gelir yanına “ooo bu site çok süper bissürü kız var” der, “hepsi bana mesaj atıyor” der. Sorarsın muhabbet aksın, konu nereye varacak öğreneyim isterken “mesajlaşıyor musunuz?”. Cevapsa gecikmez ve nettir; “para istiyo ibneler”.

İnternette para kazanmak cidden zor değil. Açacaksın bir site, ama adı arkadaşlık sevgili bulma sitesi değil, bilakis herkesin eş arayıpta söylemediği sitelerden. Sonra sistemi ayarlayacaksın 2 günde “bir canım orda mısın?” diye mesaj atacak. Premium üyelikte çaktın mı zenginsin! Ben niye açmıyorum, paraya ihtiyacım yok.

Şeye çok gülüyorum bir de, umutperest@hotmail.com adresini benim msn adresim diye düşünen, ya tutarsa hesabı ekleyen kişiler varmış. Sahibi rahatsız oluyor, haklı tabi. Yapmayın etmeyin, sinirlenir küfür ederse beni karıştırmayın.



{ sms | s.s.s | © }

06 Aralık 2006

Bu Ara Cok Ihtiyacim Var Sana

Her şey yaklaşık 1 ay önce başlamıştı…



Karmaşıklığın ve çıkmaz sokakların arasında, önüme koyduğum artı ve eksilerden oluşan onlarca şıktan birini nihayet seçmiştim. Hedef belli ve kolaydı. Yeni bir hayat, yeni bir mekan seçilmişti.

Hoşgelmişti akşamları metropolun ağır gelen odun kömür sobası dumanı, ya da öyle bir şey gelmişti. Artık eski umut yoktu ortada, “naif omuzlarında büyük yükler taşıyordu” diyordu demişti. Akademik kariyeri, ya da kariyerin yarısı hiçbir zaman güzel gitmemişti elbet, ama bu sefer bunca dayanılmaz sıkıntıya rağmen gidecekti işte, gitmeliydi.

Neden bahsediyordum ben?

Artık maç izlemek için İstanbul’a gidemeyecektim, bu sene zor geçecek belliydi elbet. Her zaman “mazot 1 ytl olacak” diye reklam çıkartan kanallarda maç izleyecektim, hatta onu izlesem bile şükredecektim. Öyle bir hal almıştım, fakat artılarda vardı bu durumun. Evden çıkarken “umut çıkarken çöpü at” cümlesini artık duymacak bi’ bünye, sulu yemek hasretiyle yaşamını sürdüyordum. Maddi durumlar zor olduğunda abuk tv dizilerine sarıp, kotalı internetin dayanılmaz ağırlığını taşıyordum. Artık youtube’dan “süt içen kamyoncu” tarzı video izlemeyip, düz html sayfaları gezecektim. Zor olacaktı zor…



Bi’ süre içinde olsa buzdolap olmayınca yiyecek ve içeceklerin pencere kenarında duracağını kapmıştım ekşi sözlükten, yararlı bir fikirdi. İşe yarıyordu yani. Yollarda babamızın 4x4’ü yoktu anasını satayım, sadece hangi minibüs nerden nereye gidiyor onu öğrenmiştim.

Şaka lan şaka, zorluk filan yok ortada. Sadece yaşadığım ev/il/plaka kodu değişti. Benzetme sanatında ne kadar iyiyim diye bahse girdim kendimle, onu kastım biraz işte. Onda bile beraberlik geldi yattı kuponum.

Eskisi gibi bloğğuma yazı yazmamıştım, kasım ayı uğursuz bir aydı zaten tam da üstüne geldi. Ayrıca +2 senedir boş geçtiğim tek aydır kendileri, olur öyle arada. İnternetten de epey bi’ süre uzak kaldım zaten. Taşınmaydı, telefon hattının ve a.kdsl’in açılması 10 gün sürdü. O değilde ESHOT’lar. Evet binmeye çok tırsıyorum, napıcamı da bilmiyorum.

Sabit bir işim olmadığına sevinsem mi üzülsem mi bilemiyorum desem yeridir. Şimdi ben web tasarımı ile uğraşıyorum, sanatçıyım 1 numarayım. De her zaman iş olmuyor bu piyasa da, aktı mı tam akıyor durdu mu tam. Onun için parasız günlerde beni bekliyor gibi. Ruhumu satmam, sigarayı azaltırım anasını satayım. Elimdeki saz, içimdeki aşk yeterliydi. Ya, ya…



Bunca zamandır yemek tarifi veren bloglara hep 2. sınıf muamelesi yapmıştım. Ama hayat uzun ve engebelli bu düşüncemi suratıma tokat gibi çarpıtı. Kokoreç ve bilumum zararlı yiyeceklerden gına geldiği an insan internette yemek tarifi aramak istiyor, böyle güzel şeylerden. (Gıda zehirlenmesinden acayip tırsıyorum, apandisden de korkarım zaten) Aradım taradım o .com lu sitelerden güzel tarifler bulamadım, yılmadım sabahları ebru şallının sunduğu programıda izledim olmadı olmadı! Söylediği malzemeleri bir türlü bulamıyordum canlarım, evlenmek içinde genç olduğum için aç kalıyordum. İşte o sırada, blogspot.com ‘lu siteler imdadıma yetişti. Yumurtalı ekmek olsun, şu olsun bu olsun bir çok tarife ulaştım, yaptım. Pilav bile yaptım tam kıvamında, yemeyen pişman oldu. O kadar övgü aldım ki ahçı olmayı bırakın, bir yemek tarifleri sitesi açmayı düşündüm. Ama bulaşıkları yıkarken bu fikrin pek mantıklı olmadığını kavrayıp bu düşüncemden vazgeçtim. Yemek faslını kapattım.

“Büyük şehirlerin büyük dumurları olur” demiş bir çin atası. Gerçektende öyleymiş hak verdim. “Sünnetçi X Beyden sevgiler saygılar” yazan bir pankartımsı yazıyı ben başka yerde göremezdim heralde. Valla gördüm, 10sn servis dışıda oldum. Gel zaman git zaman alışıyor ama insan, şimdi sanki anlamını anlıyormuşum gibi geliyor. Vay anasını!

Emre Aydın bi albüm çıkardı, bissürü Emre Aydın adında mp3ler piyasaya düştü. Yok bunu taşınmadan öncede söyleyebilirdim onla alakası yok. Güzelim “Emre Akad – Bu ara ihtiyacım var sana” parçasını “Emre Aydın – Sen Anlarsın” olarak bilen tüm arkadaşlara uyarı! O öyle değil işte. Ses var hizam var, karıştırmayın. Kotalıyım msn’de çok cümle kurdurtup kotamı boş yere harcatmayın.

umutperest 37 gün sonra, uzun bir yazıyla geri geldi. artık gerisi elbet gelir, nice 356. yazılara…

{ sms | s.s.s | © }